29 Ocak 2013 Salı

Yin'i Yaşa Yang'ı Keşfet!


Eğer insan izin verse kendine biraz, diplerdekilerin yüzeye çıkmasına izin verme cesaretini gösterse birazcık kim bilir neler keşfeder kendinde... Sınırlar, yetenekler, cesaretler, hayaller, endişeler bir yana duygular taşır kişi kendi içinde, hem de her cinsinden. Sevdiğinden nefret eder bir yandan, korktuğu heyecanlandırır aynı zamanda, gülerken gözünden yaş gelir, acı çekerken mutluluk duyar sessizce. Dünya dediğimiz bu oyun alanı zaten her şeyi tam tersiyle sunmuştur bizlere ama bu kadar iç içe geçmiş bir halde var olması da bize bir oyunu belki de yaşamın. Felsefeden öte yaşamın ta kendisi yin ve yang'dan oluşur aslında.

Lunaparktaki o çok yükseklerden hızla aşağıya inen oyuncaklara bakıp da ilk kez binecekken bir korku sarar içimi. Göz bebeklerim büyür, nefesimi tutarım, hatta vaz geçme noktasına bile gelirim beni saran korku yüzünden. Ve biraz sonra işte o trende hızla inerken aşağıya ellerimi kaldırmış korkunun dönüştüğü heyecan duygusunu yaşarım tüm bedenimde. Korkudan eser yok gibi görünür ama o yine oralarda bir yerlerde beklemektedir. Korkunun içinde nereye gizlenmişti heyecan, ya da bir anda mı dönüşüvermişti? Peki ya senin o çok sevdiğin, onsuz yaşayamam dediğin sevgilin bir anda mı uzak olmuştu sana? Hatta belki de nefret bile ettin ondan? Onca zaman nefret neresinde gizlenmişti aşkının? Tüm başarılarını desteklerken arkadaşının içinde bir yerlerde kıskançlık sessizce bağırıyordu belki de. Ağlarken giden sevgilinin ardından içinde bir yerin mutluydu belki. Gülerken kahkahalarla bir anda göz yaşlarına boğuluvermemiş miydin? Ne kadar ince bir çizgide yürüyordu insan, bir yanı korku bir yanı heyecan; bir yanında sevgi, bir yanında nefret; bir yanı mutluluk bir yanı hüzün... Sevginin denizindeyken bir anda kendini nefretin içinde çırpınırken buluveriyordu.

Her duygu tam tersine dönüşme potansiyelini de taşır içinde. Ve sen fark etmezsen karşıtının varlığını, nerden çıktı şimdi bu duygular diye şaşırır kalırsın. Hatta belki bastırmaya bile çalışırsın kendini. Ne hissedersen hisset yaşa duygularını sonuna kadar. Susturmaya çalışma. İçindeki "siyah kuğu"nla yüzleş ve tanı onu. O hep seninle, senin bir parçan olarak kalacak. Ne kadar erken tanışırsan o kadar iyi. Ne kadar çok izin verirsen sesini duyurmasına onu o kadar iyi tanırsın. Ve bir an gelecek o da susacak tam karşıtının yaptığı gibi. Çok seveceksin ve nefret edeceksin, korkacaksın ve heyecan duyacaksın, ağlayacaksın ve güleceksin... Tüm bunlar arka arkaya, birbirine dönüşerek gösterecekler kendilerini. Ve bir an gelecek dengeni bulacaksın, o ince çizginin üstünde yürüyeceksin sakince. İçindeki tüm sesler kendiliğinden susmuş olacak. İşte o zaman gerçek dinginliği yaşayacaksın. Yaşam önünde bir tiyatro sahnesi gibi akacak ve sen hem her oyuncuyla bir olup oyuna katılacaksın hem de bir seyirci olacaksın. Perde diyene kadar tüm duygularla birlikte akıp gideceksin yaşam sahnesinden.

Hepimiz birer kaşifiz şu dünyada. Yolculuk ne yöne olursa olsun illa ki kendine çıkıyor her rota. Birazcık cesaretle keşfedilecek her duyguya muhteşem bir yolculuk yapmak senin elinde. Her duygunu keşfet, doyasıya yaşa ki yolculuğun unutulmaz bir maceraya dönüşsün...

ÖZge

19 Ocak 2013 Cumartesi

İstemek + Unutmak = Güvenmek


Tam bir ay önce, 19 Aralık 2012 tarihli bir not yastığımın altında. İstek, dua, soru, yakarış ya da hepsinin bir karışımı... Oldukça karışık bir kafayla yazıldığı ise aşikar. O zamanki hisler ve karışıklık ise üzerindeki yıl kadar eski ve uzak görünüyor şimdi.

Bugünün ilk saatlerindeydi bu notu fark ettiğimde. Hani orda olduğunu biliyordum, ne de olsa ben yazıp koymuştum onu da hatırlıyordum ama katlayıp yastığımın altına koyduğum günden beri içinde yazanları tamamen unutmuşum meğerse. Tesadüf(!) bu ya tam da bir ay sonra yazıldığı gün gibi yine bir 19 gününde buldum notumu, daha doğrusu Tanrı’nın cevabını. Zihnim her zamanki gibi bunun nasıl gerçekleştiğinin matematiğini sorguluyor. Oysa ki her şey öyle açık ve net ki, kendimi sadece O’nun ellerine bırakmış, “ne gelirse Sen’den kabulüm” demiştim. Ve en önemlisi unutmuştum yazdıklarımı. Her gece başımı koyduğum yastığın altında olan kağıdın içinde ne yazdığı hiç aklıma gelmemişti bunca zaman boyunca. Ancak bu gece yere düşürünce, “ya ne yazıyordu bu kağıtta” diye merak edip açtığımda gittim onu yazdığım geceye ve hatırladım o anki hislerimi.

“Yardım et! Lütfen!” yazmıştım kağıdın en başına, tam manasıyla bir yardım çağrısıydı bu aslında. Hani ne yöne gideceğini bilemediğin, hatta yönleri bile kestiremediğin dönemler olur ya, benim de kendimce kaybolduğum bir zamanda yardım istemiştim Tanrı’dan. Hangi seçeneği seçmem gerektiğiyle ilgili değildi yardım isteğim; benim küçücük aklımın sınırlı seçeneklerine ihtiyacım yoktu. Asıl istediğim O'nun bana sunacağı seçeneklerdi. Çok açık ve net bir şekilde yazmıştım “bana seçeneklerimi sun lütfen” diye, hatta bir de eklemiştim “ve onları fark etmemi sağla!” O kadar geneldi ki aslında yazdıklarım, ama bir o kadar da spesifik! Bana göre değil, O’na göre doğru olanların önüme gelmesini talep etmiştim. Hani konu başlığı seçtiğin yarışmalar vardır ya, soruları bilmezsin. Onun gibi ben de sadece konu başlığı verip “istediğin yerden sorabilirsin, hazırım” demiştim adeta. Tek bir madde hariç hepsi için seçeneklerim geldi önüme bu bir aylık zaman zarfında ve ben de seçimlerimi yaptım sadece kalbimi dinleyerek. Henüz cevaplanmamış maddenin de sırası gelecekti biliyordum artık. Zira birkaç gün önce aklımdan geçirmiştim “bi’ de şu olsa tadından yenmez!” diye.

Bu sabah da karşıma “Başardın!” mesajları çıktı çeşitli yerlerden. Demek ki paylaşma zamanıydı bu başarıyı. Çünkü asıl başarı sonuçtan ziyade içerikteydi ve “oldu-olmadı”dan çok öte olan hislerimdeydi. İsteklerini gerçekleştirmenin yolları maddelerinden ise daha da uzakta. Eğer bu bir başarıysa, şu anda algılayabildiğim tek bir kural var burada, ki sen de birçok kere okumuşsundur bunu: Gerçekten yürekten talep etmek ve unutmak! Çoğu zaman talepler yürekten gelir de, devamında da aynı şiddetle sürdürülür istekler; sanki bir önceki hiç duyulmamış gibi. Unutmak aslında güvenmek demek değil midir bir anlamda? Zihnin o kadar rahattır ki devamlı gündeme getirmesine gerek yoktur isteğini, sorgulamaz olacak mı olmayacak mı diye. Zihnin unutur, kalbinse bilir; işte Tanrı’ya gerçek güven budur bence. İşi ehline bırakıp yaşamına devam etmektir O’na güvenmek. Ve seçeneklerin önüne sunulduğunda seçimin ne olursa olsun aynı anlam ve değeri taşıyacağına güvenerek, aynı istediğin zamanki gibi yürekten gelen seçimi yapmaktır güvenmek. Zamanı geldiğinde isteklerini yerine getirene kalpten bir teşekkürü sunmaksa tek ve en değerli geri ödeme şeklidir belki de. Sunduğu seçenekler ve onları görebildiğin için, kalbinle seçim yapmana fırsat yarattığı ve en önemlisi de tüm bunları fark edebildiğin için teşekkür etmek…

İlla bir reçeteyse istediğin, formülü belli: İste + Unut = Güven! Güvenince, O’nun işine karışmayınca her şeyin ne kadar da kolay gerçekleştiğini sen de fark et. Ama biliyorum ki bu uygulanacak bir formül değil, sadece kendiliğinden olmasına izin verilecek bir eylem. Aslında kim bilir kaç defa yaptığın ama fark etmediğin bir şey belki de. Dileğim, Tanrı’ya güvenmenin doğal yolun ve doğal yolum haline gelmesi…

ÖZge

14 Ocak 2013 Pazartesi

Motivasyon Denen Meziyet


Şu hayatta motivasyon önemli meziyet. İşinde, sosyal hayatında, hobilerinde, hayatının hemen her alanında harekete geçmek için motive olman lazım. Dikkatini çekerim motive etmek, edilmekten bahsetmiyorum, bilakis OLman lazım diyorum. Öyle kurslarla, etrafının gazıyla falan olacak iş değil, senin bunu kendin seçmen gerek. Peki nasıl gerçekleştireceksin bunu? Tembel yanını susturup nasıl harekete geçeceksin? "Yapamam, başaramam"larını bir kenara nasıl bırakacaksın? Bunun en güzel yolu kendi başarı öykülerini hatırlamaktır.

Bir bak geçmişine, neler başarmışsın, ne zorluklardan geçmişsin de seni daha güçlü kılmış? Tüm başarıların bir bir ayakta duruyor. Takılıp kaldığında, üzüldüğünde geçmişe dönüyorsun ya, "o şöyle olmasaydı bu böyle demeseydi" diye, asıl şimdi dön geçmişine ve başarılarını hatırlat kendine. Ufaklardan başla, ilk yaptığın yemeği ve nasıl beğenildiğini hatırla mesela, ya da ilk ördüğün atkıyı, bitirmek için günlerini verdiğin o bilgisayar oyununu hatırla. Azimle çalışıp da yüksek aldığın bir sınavı, ilk defa yurt dışına çıkıp da sana zor gelen o yabancı dili nasıl konuştuğunu, en yoğun zamanlarına neler sığdırdığını, çok düşük ihtimale rağmen pes etmeyip aldığın o seçmeli dersi hatırla. Peşinden aylarca koşup da seni reddeden kişinin, tam sen "her şey bitti artık" demişken nasıl da sana geldiğini unuttun mu? Kimsenin senden umudu yokken kazandığın üniversiteyi, hiç tanımadığın bir ülkeye taşınma cesaretini nasıl gösterdiğini, herkes "artık çok geç" derken senin 40 yaşında başladığın üniversite eğitimini hatırla. Defalarca reddedilen projenin kabul edilip de herkesin senden haberdar olduğu zamanı, batırdığın işlerini ve en sonunda en tepeye çıkardığın işini, "sende yetenek yok" denirken azimle çalışıp kendini nasıl kanıtladığını hatırla. Daha kim bilir ne çok başarıların vardır bugüne kadar yaşadığın da sen yine de görmemekte ısrar ediyorsan, seninle aynı durumda olan başkalarının neler yaptığına bak. Kendi muhteşem yaşamının güzelliğini göremiyorsan eğer, illa dışarıda başkalarının başarılarında arıyorsan çareyi o da kabul. Yeter ki sen onları gör ve yaşamına uygulamayı seç.

Motivasyon dediğin önemli meziyet şu hayatta. Yaşadığın her anı bir başarı hikayesine dönüştürmek de, geçmişinin "keşke" ve "eğer ... olmasaydı" albümlerine göndermek de senin elinde. Kendini motive etmeyi seçersen sen de bir başkasına başarı hikayesi olursun belki kim bilir...

ÖZge

12 Ocak 2013 Cumartesi

Seçmediklerinle Yaptığın Seçimler...



Hayatın kendine göre iletişim kurma yöntemleri olduğunu düşünürüm. En iyi hikaye anlatıcılardan biriydi hayat ve fark edebildiğin her an ve her yerde "kıssadan hisse"lerini seriyordu önüne. Adeta bir piyes oynanır gibi izlediğinde göremeyeceğin mesaj yok gibiydi. E ben de kendi fark ettiklerimi toplayıp biriktirmeyi, biraz süsleyip sunmayı sevdiğim için yaşadığım bu minik hikayeyi paylaşayım istedim. 

Erkek kardeşim ve sevgilisiyle alyans bakmak üzere kuyumcuya gitmiştik. Kardeşimin sevgilisi görür görmez bir alyansı çok beğendi ve "işte bu tam benim tarzım" dedi. Ama yine de diğerlerini de görmek istiyordu. Ne de olsa insan her gün alyans almıyor, emin olmalıydı kararından. Kuyumcudaki hoşuna gidebilecek, hatta farklı tarzda bile olan tüm modelleri denedi. Hatta diğer mağazaya gidip ordakilere baktık aklında soru işareti kalmasın diye. Bazılarını beğenmesine rağmen, "ama bunun modası geçerse hoşuma gitmeyebilir" diyerek eledi, çünkü kendini iyi tanıyordu. Beğendiklerini ayırdık, kalanları eledik. Sonunda bir kaç model arasında kalıp ilk beğendiğinde emin oldu "kesinlikle bu" diye. Kuyumcudan biraz özür diler gibi, "kusura bakmayın sizi de uğraştırdık o kadar" dediğimizde, hikayenin mesajını kuyumcu beyefendi seslendirmişti : "Olur mu efendim, eğer siz diğerlerine bakmamış olsaydınız bunu seçtiğinizden emin olamayacaktınız. Sizin seçiminizi o elediğiniz modeller ortaya çıkardı aslında."

Her seçim bir vazgeçişti onu biliyordum da, her vazgeçişin seçimini gün yüzüne çıkarmadaki katkısını pek görememiştim o güne kadar. Alyans seçmek kadar kısa değildi hayattaki seçimler belki ama aynı stratejiydi diğerlerine de uygulanan. Çevreye, arkadaşlarına, ailene, sevgilinin beğenisine, modaya göre miydi seçimin? Yoksa kendini tanıyan biri gibi, kendi içinden geleni seçmek miydi? "En iyisi ben her daim beğenebileceğim bir modeli seçeyim" demekti kendi tanımak. Ya da "şimdi bunu alayım ilerde sıkılırsam o zaman değiştiririm, ne olacak ki" diyebilmek. Her durumda kendini kabul etmek ve seçiminden memnun kalmak yatıyordu içten gelen seçimin altında. Neticede her yol Roma'ya çıkıyordu da, varış süresi değişiyordu sadece. Acelesi olanlar Roma'ya direkt uçuşla planlarken seyahatlerini, yolculuktan hoşlananlar "bi' de şu şehre uğrayayım, biraz trenle gideyim ordan bi' araba kiralarım, e bu kadar geldik Venedik'i de göreyim öyle geçerim Roma'ya" diyordu. Hangi yol doğruydu onu ancak yolcu bilebilirdi. Hangi yolun doğru olduğunu söyleyenler ise ancak kendi yolculuklarındaki tercihlerini belirtiyor olabilirlerdi.

Ben hayatı farklı yollarla deneyimlemeyi seçenlerden oldum hep. Bazen kendi istediklerimi seçtim, bazen de "bana uygun görülen"leri seçtim, bazen burnumun dikine gittim, arada da inadına yaptım bir şeyleri. Her seferinde de ben seçtim ne yaptıysam ve türlü anılar, deneyimler biriktirdim her seçimimle. Eskiden kızıyordum kendime ne çok oyalanıyorum, neden istemediğim ama yapmam gereken şeyleri yapıyorum, neden "böylesi daha uygun sana" lafını onaylıyorum diye. Şimdiyse istemediklerimi yapmanın asıl isteğimi nasıl da gün yüzüne çıkardığını fark ediyorum. Garip bir özgürlük duygusu kaplıyor içimi çünkü artık kendi istediğimi yapabilmenin kendi içimdeki kabulünü yaşıyorum. Ben kabul edince evren de onaylar gibi mesajlarını göndermeye başlıyor bana.

Alyansı ben seçiyor olsaydım hoşuma gideni alıp ilerde beğenmezsem değiştiririm diyebilme özgürlüğünü tanıyorum bugün kendime. Evet evet o günün manevi değeri var, çok özel biliyorum. Değiştirdiğimde aynı anlamı ve değeri taşıyacaksa benim için ne fark eder ki nasıl bir modelde göründüğü diyebiliyorum gönül rahatlığıyla. Ya da belki de hep öyle seveceğim onu nerden bilebilirim ki yaşamadan? İşte ben artık "yaşama" hakkını tanıyorum kendime bir anlamda. Tekrarlayan seçenekler geldiğinde önüme daha önce seçmediğim için "hadi bakalım bi' de böylesini deneyelim" diyorum bu sefer heyecan ve neşeyle. Daha önce seçip deneyimlediğim, bir şekilde vazgeçtiğim ve bıraktığım her yol, olay, kişi asıl içimden gelen seçimlerimi ortaya çıkarıyor.

"Yanlış" işler yaptığında seni mutlu eden işi, "yanlış" kişiyle ilişki yaşadığında seni mutlu eden ilişkiyi, "yanlış" arkadaşlıklar kurduğunda asıl dostlarını ve yaptığın her "yanlış" seçimle kendi doğrularını keşfediyorsun. Kristof Kolomb keşfetmeden önce de var olan Amerika kıtası gibi bizler de zaten var olan kendi değerlerimizi keşfe çıkmış kaşifleriz bu hayatta.Ve "yanlış" seçimlerimiz de pusulamız bir anlamda. Bay Hiçkimse (Mr.Nobody) filminde dediği gibi, "Yaşananlar bambaşka şekillerde vuku bulabilirdi; ancak öyle olsa dahi yine de aynı mana ve değeri taşırdı." 

Her yol Roma'ya varacak ya nasılsa, senin en keyif aldığın yolu seçmeni; seçmediklerine, vazgeçtiklerine, geride bıraktıklarına da teşekkür edip seçimlerini içinden geldiği yönde yapmanı dilerim...
ÖZge

1 Ocak 2013 Salı

2013'ün Senden Dileği...


Sevgili İnsanoğlu,

Öncelikle belirtmeliyim ki ben 2013 olarak, benden önceki atalarıma göre epey bi' hızlandım. Bunda senin de katkın büyük tabi. Ne de olsa büyüdün, geliştin de bu güzel aydınlanma zamanına benimle ulaştın. Artık düşüncelerin öyle etkili oluyor ki sen ne istesen hemen yapabiliyorum. Beni bu hıza ulaştırdığın için sana teşekkürü bir borç bilirim. Bunun yanında söylemeden geçemeyeceğim, sen hala tam olarak farkında değilsin düşüncelerinle neler yapabileceğinin. Bu yüzden sen dileklerini sıralamadan önce benim bazı istirhamlarım olacak senden. Hani bunları yaparsan emin ol daha kolay yerine getireceğim tüm isteklerini. İşte senin için senden istediklerim...

* Senin ağzından çıkan her kelime, bana gönderdiğin her düşünce benim için bir emirdir. Sen istemediğin şeyleri söyleyince veya düşününce ben onları da yapmak zorunda kalıyorum. Sonra o kadar çalışıyorum söylediğini yapıyorum ama seni memnun edemiyorum bi' türlü. "Ben bunu istememiştim ki" diye kızıyorsun bana. Senden ilk ricam ne olur sadece olmasını istediğin şeyleri anlat bana, olmasını istemediklerini değil. Böylece ben de görevimi yapabileyim, seni mutlu edeyim.

* Aramızdaki güven konusu var bir de. Hani sen bir şeyler istiyorsun, bana bunu bildiriyorsun da sonra benim gerekli düzenlemeleri yapmamı beklemeden fikir değiştiriyorsun veya kendin bir şeyler yapmaya koyuluyorsun ya... Artık bana güvensen diyorum? Sen bana güvenmeyince bu sefer ben ilk aldığım görevimi bırakıp senin değiştirdiğin düşüncen için çalışmaya başlıyorum. E sonra yine bana kızıyorsun yapmadım istediğini diye. Gel artık bana güven ve benim senin için en iyi zamanlamada isteklerini önüne sereceğime inan.

* Bir başka ricam da isteklerinin sonuna senin ve diğer herkesin iyiliğine olması maddesini eklemen konusunda. Dileklerin bazen senin veya bir başkasının iyiliğine olmayabiliyor. Biliyorum sen çok istiyorsun, her şeyin de güzel olacağını düşünüyorsun dileğin yerine geldiğinde. Ama ben de sonuçlarını görebiliyorum ve bazen düşündüğün kadar iyi olmayabiliyor sonuçlar. Ve ilerde öyle bir zaman gelip de iyiki olmamış dediğin günlerini hatırlıyorsundur. Benim çalışma prensibim zaten senin ve diğer herkesin iyiliğine olacak şekilde, o yüzden dileğinin sonuna bunu eklemen senin üzülmemen ve büyük resmi her zaman anlayamasan da kabul edebilmen için gerekli. Ben her şart ve koşulda seni düşünüyorum, bunu bil.

* Senden çok kolay bir isteğim daha var ki eminim bunu yapmaktan keyif alacaksın. Dileklerinin gerçekleşmiş halini şöyle günde bir veya iki defa hayal etsen, baloncuklara koyup da bana yollasan, ben de onlar üzerine daha kolay çalışsam ne güzel olur. Senin dileklerini unutuyorum sanma, aksine detaylarla ilgilenip tam istediğini verebilmem için bunu istiyorum senden. Bir de gerçekten dileğinde emin misin onu fark etmen için bu isteğim. Ben biliyorum da önce sen emin ol tam olarak ne istediğinden. İşte o zaman dileğinin gerçekleşmesi önündeki kendi engelini kaldıracaksın.

* Senden son ricam da dileğin için tüm bunları yapıp yaşamına olduğu gibi devam etmen. Nasıl ki ben görevimi devredene kadar her an 2013, senin için de öyle olsun. Tek zamanın şimdi olsun ve yaşamını tüm güzelliğiyle yaşa. Dileklerin olmuş gibi yaşa, hayallerini yaşıyormuş gibi yaşa. Unutma ki bugün yaşadığın her anı aslında dün sen hayal ettin, düşündün, istedin bilerek ya da bilmeyerek. Sadece bu farkındalıkla yaşadığın sürece bile benimle mükemmel işbirliği içinde yaşamış olacaksın.


Bugüne kadar hep sen istedin, bu sefer de yeni yılın dilekleri olsun senden. Aramızdaki bunca yılın hatrına bi' zahmet yardımcı oluver sevgili insanoğlu bana. Sen bana yardım et ki, nihai yardımı aslında kendine yaptığını fark et. Sonra 2014 kardeşim geldiğinde beni şikayet etmezsin hayallerini gerçekleştirmedim diye. Bilakis benden sonra ki yeni yıl kardeşlerime de benzer şekilde yardım edersin de hep birlikte mutlu mesut yaşar gideriz şu dünya alemini...

Emrine amade en biricik yardımcın,
Şimdiki adıyla 2013'ten sevgilerle...

***

ÖZge'den özel istek : Bir de sevgili dünyamıza bi' güzellik yapsak da onu da en güzel haliyle hayal etsek, tertemiz doğasıyla, havasıyla, suyuyla... "Olmaz ama" demeden, "biz göremeyiz ki" demeden, "ben bir başıma ne yapabilirim ki" demeden... Sağ duyumuzla hareket edip sağ salim geçsek şu dünya hayatından...