19 Ocak 2013 Cumartesi

İstemek + Unutmak = Güvenmek


Tam bir ay önce, 19 Aralık 2012 tarihli bir not yastığımın altında. İstek, dua, soru, yakarış ya da hepsinin bir karışımı... Oldukça karışık bir kafayla yazıldığı ise aşikar. O zamanki hisler ve karışıklık ise üzerindeki yıl kadar eski ve uzak görünüyor şimdi.

Bugünün ilk saatlerindeydi bu notu fark ettiğimde. Hani orda olduğunu biliyordum, ne de olsa ben yazıp koymuştum onu da hatırlıyordum ama katlayıp yastığımın altına koyduğum günden beri içinde yazanları tamamen unutmuşum meğerse. Tesadüf(!) bu ya tam da bir ay sonra yazıldığı gün gibi yine bir 19 gününde buldum notumu, daha doğrusu Tanrı’nın cevabını. Zihnim her zamanki gibi bunun nasıl gerçekleştiğinin matematiğini sorguluyor. Oysa ki her şey öyle açık ve net ki, kendimi sadece O’nun ellerine bırakmış, “ne gelirse Sen’den kabulüm” demiştim. Ve en önemlisi unutmuştum yazdıklarımı. Her gece başımı koyduğum yastığın altında olan kağıdın içinde ne yazdığı hiç aklıma gelmemişti bunca zaman boyunca. Ancak bu gece yere düşürünce, “ya ne yazıyordu bu kağıtta” diye merak edip açtığımda gittim onu yazdığım geceye ve hatırladım o anki hislerimi.

“Yardım et! Lütfen!” yazmıştım kağıdın en başına, tam manasıyla bir yardım çağrısıydı bu aslında. Hani ne yöne gideceğini bilemediğin, hatta yönleri bile kestiremediğin dönemler olur ya, benim de kendimce kaybolduğum bir zamanda yardım istemiştim Tanrı’dan. Hangi seçeneği seçmem gerektiğiyle ilgili değildi yardım isteğim; benim küçücük aklımın sınırlı seçeneklerine ihtiyacım yoktu. Asıl istediğim O'nun bana sunacağı seçeneklerdi. Çok açık ve net bir şekilde yazmıştım “bana seçeneklerimi sun lütfen” diye, hatta bir de eklemiştim “ve onları fark etmemi sağla!” O kadar geneldi ki aslında yazdıklarım, ama bir o kadar da spesifik! Bana göre değil, O’na göre doğru olanların önüme gelmesini talep etmiştim. Hani konu başlığı seçtiğin yarışmalar vardır ya, soruları bilmezsin. Onun gibi ben de sadece konu başlığı verip “istediğin yerden sorabilirsin, hazırım” demiştim adeta. Tek bir madde hariç hepsi için seçeneklerim geldi önüme bu bir aylık zaman zarfında ve ben de seçimlerimi yaptım sadece kalbimi dinleyerek. Henüz cevaplanmamış maddenin de sırası gelecekti biliyordum artık. Zira birkaç gün önce aklımdan geçirmiştim “bi’ de şu olsa tadından yenmez!” diye.

Bu sabah da karşıma “Başardın!” mesajları çıktı çeşitli yerlerden. Demek ki paylaşma zamanıydı bu başarıyı. Çünkü asıl başarı sonuçtan ziyade içerikteydi ve “oldu-olmadı”dan çok öte olan hislerimdeydi. İsteklerini gerçekleştirmenin yolları maddelerinden ise daha da uzakta. Eğer bu bir başarıysa, şu anda algılayabildiğim tek bir kural var burada, ki sen de birçok kere okumuşsundur bunu: Gerçekten yürekten talep etmek ve unutmak! Çoğu zaman talepler yürekten gelir de, devamında da aynı şiddetle sürdürülür istekler; sanki bir önceki hiç duyulmamış gibi. Unutmak aslında güvenmek demek değil midir bir anlamda? Zihnin o kadar rahattır ki devamlı gündeme getirmesine gerek yoktur isteğini, sorgulamaz olacak mı olmayacak mı diye. Zihnin unutur, kalbinse bilir; işte Tanrı’ya gerçek güven budur bence. İşi ehline bırakıp yaşamına devam etmektir O’na güvenmek. Ve seçeneklerin önüne sunulduğunda seçimin ne olursa olsun aynı anlam ve değeri taşıyacağına güvenerek, aynı istediğin zamanki gibi yürekten gelen seçimi yapmaktır güvenmek. Zamanı geldiğinde isteklerini yerine getirene kalpten bir teşekkürü sunmaksa tek ve en değerli geri ödeme şeklidir belki de. Sunduğu seçenekler ve onları görebildiğin için, kalbinle seçim yapmana fırsat yarattığı ve en önemlisi de tüm bunları fark edebildiğin için teşekkür etmek…

İlla bir reçeteyse istediğin, formülü belli: İste + Unut = Güven! Güvenince, O’nun işine karışmayınca her şeyin ne kadar da kolay gerçekleştiğini sen de fark et. Ama biliyorum ki bu uygulanacak bir formül değil, sadece kendiliğinden olmasına izin verilecek bir eylem. Aslında kim bilir kaç defa yaptığın ama fark etmediğin bir şey belki de. Dileğim, Tanrı’ya güvenmenin doğal yolun ve doğal yolum haline gelmesi…

ÖZge

1 yorum: