12 Ocak 2013 Cumartesi

Seçmediklerinle Yaptığın Seçimler...



Hayatın kendine göre iletişim kurma yöntemleri olduğunu düşünürüm. En iyi hikaye anlatıcılardan biriydi hayat ve fark edebildiğin her an ve her yerde "kıssadan hisse"lerini seriyordu önüne. Adeta bir piyes oynanır gibi izlediğinde göremeyeceğin mesaj yok gibiydi. E ben de kendi fark ettiklerimi toplayıp biriktirmeyi, biraz süsleyip sunmayı sevdiğim için yaşadığım bu minik hikayeyi paylaşayım istedim. 

Erkek kardeşim ve sevgilisiyle alyans bakmak üzere kuyumcuya gitmiştik. Kardeşimin sevgilisi görür görmez bir alyansı çok beğendi ve "işte bu tam benim tarzım" dedi. Ama yine de diğerlerini de görmek istiyordu. Ne de olsa insan her gün alyans almıyor, emin olmalıydı kararından. Kuyumcudaki hoşuna gidebilecek, hatta farklı tarzda bile olan tüm modelleri denedi. Hatta diğer mağazaya gidip ordakilere baktık aklında soru işareti kalmasın diye. Bazılarını beğenmesine rağmen, "ama bunun modası geçerse hoşuma gitmeyebilir" diyerek eledi, çünkü kendini iyi tanıyordu. Beğendiklerini ayırdık, kalanları eledik. Sonunda bir kaç model arasında kalıp ilk beğendiğinde emin oldu "kesinlikle bu" diye. Kuyumcudan biraz özür diler gibi, "kusura bakmayın sizi de uğraştırdık o kadar" dediğimizde, hikayenin mesajını kuyumcu beyefendi seslendirmişti : "Olur mu efendim, eğer siz diğerlerine bakmamış olsaydınız bunu seçtiğinizden emin olamayacaktınız. Sizin seçiminizi o elediğiniz modeller ortaya çıkardı aslında."

Her seçim bir vazgeçişti onu biliyordum da, her vazgeçişin seçimini gün yüzüne çıkarmadaki katkısını pek görememiştim o güne kadar. Alyans seçmek kadar kısa değildi hayattaki seçimler belki ama aynı stratejiydi diğerlerine de uygulanan. Çevreye, arkadaşlarına, ailene, sevgilinin beğenisine, modaya göre miydi seçimin? Yoksa kendini tanıyan biri gibi, kendi içinden geleni seçmek miydi? "En iyisi ben her daim beğenebileceğim bir modeli seçeyim" demekti kendi tanımak. Ya da "şimdi bunu alayım ilerde sıkılırsam o zaman değiştiririm, ne olacak ki" diyebilmek. Her durumda kendini kabul etmek ve seçiminden memnun kalmak yatıyordu içten gelen seçimin altında. Neticede her yol Roma'ya çıkıyordu da, varış süresi değişiyordu sadece. Acelesi olanlar Roma'ya direkt uçuşla planlarken seyahatlerini, yolculuktan hoşlananlar "bi' de şu şehre uğrayayım, biraz trenle gideyim ordan bi' araba kiralarım, e bu kadar geldik Venedik'i de göreyim öyle geçerim Roma'ya" diyordu. Hangi yol doğruydu onu ancak yolcu bilebilirdi. Hangi yolun doğru olduğunu söyleyenler ise ancak kendi yolculuklarındaki tercihlerini belirtiyor olabilirlerdi.

Ben hayatı farklı yollarla deneyimlemeyi seçenlerden oldum hep. Bazen kendi istediklerimi seçtim, bazen de "bana uygun görülen"leri seçtim, bazen burnumun dikine gittim, arada da inadına yaptım bir şeyleri. Her seferinde de ben seçtim ne yaptıysam ve türlü anılar, deneyimler biriktirdim her seçimimle. Eskiden kızıyordum kendime ne çok oyalanıyorum, neden istemediğim ama yapmam gereken şeyleri yapıyorum, neden "böylesi daha uygun sana" lafını onaylıyorum diye. Şimdiyse istemediklerimi yapmanın asıl isteğimi nasıl da gün yüzüne çıkardığını fark ediyorum. Garip bir özgürlük duygusu kaplıyor içimi çünkü artık kendi istediğimi yapabilmenin kendi içimdeki kabulünü yaşıyorum. Ben kabul edince evren de onaylar gibi mesajlarını göndermeye başlıyor bana.

Alyansı ben seçiyor olsaydım hoşuma gideni alıp ilerde beğenmezsem değiştiririm diyebilme özgürlüğünü tanıyorum bugün kendime. Evet evet o günün manevi değeri var, çok özel biliyorum. Değiştirdiğimde aynı anlamı ve değeri taşıyacaksa benim için ne fark eder ki nasıl bir modelde göründüğü diyebiliyorum gönül rahatlığıyla. Ya da belki de hep öyle seveceğim onu nerden bilebilirim ki yaşamadan? İşte ben artık "yaşama" hakkını tanıyorum kendime bir anlamda. Tekrarlayan seçenekler geldiğinde önüme daha önce seçmediğim için "hadi bakalım bi' de böylesini deneyelim" diyorum bu sefer heyecan ve neşeyle. Daha önce seçip deneyimlediğim, bir şekilde vazgeçtiğim ve bıraktığım her yol, olay, kişi asıl içimden gelen seçimlerimi ortaya çıkarıyor.

"Yanlış" işler yaptığında seni mutlu eden işi, "yanlış" kişiyle ilişki yaşadığında seni mutlu eden ilişkiyi, "yanlış" arkadaşlıklar kurduğunda asıl dostlarını ve yaptığın her "yanlış" seçimle kendi doğrularını keşfediyorsun. Kristof Kolomb keşfetmeden önce de var olan Amerika kıtası gibi bizler de zaten var olan kendi değerlerimizi keşfe çıkmış kaşifleriz bu hayatta.Ve "yanlış" seçimlerimiz de pusulamız bir anlamda. Bay Hiçkimse (Mr.Nobody) filminde dediği gibi, "Yaşananlar bambaşka şekillerde vuku bulabilirdi; ancak öyle olsa dahi yine de aynı mana ve değeri taşırdı." 

Her yol Roma'ya varacak ya nasılsa, senin en keyif aldığın yolu seçmeni; seçmediklerine, vazgeçtiklerine, geride bıraktıklarına da teşekkür edip seçimlerini içinden geldiği yönde yapmanı dilerim...
ÖZge

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder