15 Şubat 2013 Cuma

Sen Neysen Öyle...

(English is below)


Profesyonel iş hayatına dönmek istediğimi her dile getirişimde söylediğim bir cümle vardı: "Yaşam nihayetinde bir oyun ve ben de yeni bir oyun alanı istiyorum." Asıl isteğim bende değişen, değişmeyen, yenilenen, aynı kalan ne varsa görmek için yeni bir sahneydi. Ve tam istediğim gibi bir işe başladıktan bir ay sonra ancak fark ettim şirketimizin markalarından birinin tüm etiketlerinde yazan sloganını: "Life is my playground!" yani "Yaşam benim oyun alanım!"

Tesadüf diye bir şeyin olmadığını öğreneli çok olmuştu da yine de şaşırmaktan alamıyordum kendimi doğrusu. Kendime devamlı hatırlattığım çekim yasası hep kulaklarımda yankılanıyordu, "sen neysen etrafında da öyledir, kendini görmek istiyorsan etrafına bak." Ağzımdan gayri ihtiyari ve safça çıkanlardan, en derinden dile getirip her gün hayalini kurduklarıma kadar teker teker olmaya başlamıştı isteklerim. Sloganla gelen mesaj ise fark etmesi keyifli bir kanıt oldu benim için. Tam da istediğim gibi harika bir oyun alanında olduğumun kanıtıydı. İçinde her çeşit insanın olduğu rengarenk bir alana sahiptim artık. "Erken mi acaba bunları söylemek için, ya ilerde farklı olursa her şey?" diye sorarken zihnim, her zamanki sakinlikle geliyordu yanıt içerden, "nasıl olması gerekiyorsa öyle olacak, sen neysen öyle..." Bu düşünce rahatlık veriyor içime, huzur bu olsa gerek diye düşünüyorum. Yaşamımdaki her şeyin sorumluluğunu üstlenmek, onları olduğu gibi kabul etmekle birlikte değiştirme gücümün olduğunu fark etmek ve dahası değiştirebilmek... Kendimi tam manasıyla olduğum halimle, her şeyimle kabul etmeyi şimdi gerçekten deneyimliyordum. Ve huzurumun asıl kaynağı da buydu.

İçindekiler sadece yaşamına değil, senin görünümüne de yansıyor aslında ve bu açıkça görülebiliyor. Ben içimde mutluluğu ve huzuru deneyimlerken çevremdeki kişilerden devamlı bununla ilgili yorumlar almaya başladım. Bir iş arkadaşım ısrarla bugün farklı bir şeyim olduğunu iddia etti durdu, halbuki kıyaslarsam önceki günlerden farkım yoktu. Ama arkadaşım bende farklı olanın ne olduğunu bulmak için durup durup bakıyor ve "yok valla bir şey var sende, makyajını mı farklı yaptın?" diyordu. O anlam vermeye çalışa dursun ben nedenini biliyordum içten içe. İçimden kendim için kullandığım her sıfat başkasının ağzından bana geliyordu. Ve her gün sahip olduğum her şey için şükrediyor ve olmak istediğim kişiyi düşleyip dua ediyordum.

Peki benim mutlu ve huzurlu olmamın benden başka nasıl bir katkısı var çevreme? Birebir kendi deneyimimle sabitlediğim haliyle ben mutlu oldukça ve enerjimi yüksek tuttukça girdiğim her ortam da bundan olumlu yönde etkileniyor. Suya atılan bir taşın yarattığı dalgalar gibi genişleyerek yayılıyor mutluluk. Benden bir başkasına, ondan bir başkasına ve başkasına... Gün içinde bir şekilde iletişimde olduğum birçok arkadaşımdan duyduğum cümleler ise bunu kanıtlıyordu devamlı. Ve ben de ısrarla onlara hatırlatıyordum kendilerini mutlu etmenin yollarını bulmalarını. Mutluluk bir seçim ve her an onu seçme şansımız var. Dahası birbirimize ekleyerek çoğaltabileceğimiz bir zincir mutluluk. İş hayatında ise birçok insan kendine uygun başka bir halka bekliyor eklenmek için aslında. Bir yerinden başlamak için bir destek belki de. İşte tam bu noktada benim kişisel mutluluğum ve enerjim giriyor devreye. Bugün ben ona destek oluyorum, belki elinden tutuyorum yürüyene kadar. Yarın o koşar adımlarla bir başkasına yapacak aynı şeyi. Bu bir kez başladı mı durdurulamaz bir zincirleme tepkime adeta.

İşte geçirdiğim şu kısacık zamanda bile en çok karşılaştığım durum konuşmaya, anlatmaya, desteğe ihtiyacı olan insanlar oldu. İçinde bulundukları durumun farkında olan, kendilerini motive edecek bir neden arayan ya da kendi içlerinde bir arayışta olan birçok insan var. Bunun yanı sıra kendisinden başka herkesin hatasını gören, her şeyin başka bir şeyler yüzünden olduğuna inanan, kendi mutsuzluğuna başkalarını da ortak etmek isteyen de bir çok insan var. Hepsi de haklılar ve hepsi de haklılıklarının kanıtını görüyorlar yaşamlarında. Çünkü inandıkları neyse yaşamları da öyle oluyor. Yine de hepsi bir renk benim için, mozağin bir parçası. Yaşamın her alanında var olan çeşit çeşit insan aslında. Önemli olan senin kendi mozağini hangi renklerle yapmak istediğin. Yine aynı kapıya çıkıyoruz yani, sen neysen mozağin öyle oluyor...

Şimdi yaşamına bir bak, nasıl görünüyor sana uzaktan? Olmasını istediğin şekilde mi? Öyleyse ne güzel, daha da artır, farklılaştır, renklendir. Yok istediğin gibi değilse düşün nasıl olmasını istediğini. Ne istiyorsan ona odaklan, bak etrafına var mı sana yardımcı olacak bir şeyler veya birileri? Yoksa iste evrenin sonsuz tedarik biriminden. Yazıcındaki A4 kağıdın bitince istemiyor musun çalıştığın yerin ilgili biriminden, yaşamın için de evrenden iste ihtiyaçlarını. Ve fark edip teşekkür et her karşılanan isteğin için. Her an mutlu olmak senin elinde ve her an paylaşarak artırmak mutluluğunu. En başta dedim ya sen neysen etrafın da öyle diye, bir hayal et sen mutlu olduğunda nasıl bir yaşamın olacak. Senden başlayıp büyüyecek dalgalar ve başka dalgalarla birleşecek yaşam denizinde. En nihayetinde saracak tüm dünyayı. Bir küçücük mutlulukla başlat her şeyi ve bırak büyüsün sonsuza...

Senin dalganın ulaştığı bir yerlerden sevgilerle...

ÖZge

*****

It's All As You Are

“Life is just a game and I need a new playground.” These were my words when I mention my desire about getting back to professional work life. What I really needed is a totally different scene to realize what was changed and not changed in me, what is renewed and which parts remain the same. And just after starting my new job which was as I wanted, I have recognized that the motto of one of our brands is “Life is my playground!”

I learnt well before that there is no coincidence in the universe, but still I cannot help myself not to be astonished. I was hearing my own words about law of attraction: “Your life is as you are, if you want to see yourself just look around.” My dreams, my requests, even the tiny ones I speak unconsciously or the ones that I dreamt of every single day from the heart, started to be realized one by one. Message hidden in the motto was just a pleasant confirmation. It confirmed that I am indeed in a wonderful playground right now. My mind started to ask that “Maybe it is very early to think about these, what if everything would change in time?”, answer was coming from inside peacefully as usual “It will be all how it should be, all how you are…” this thought relieves me, I think that this must be the inner peace. To take my life’s responsibility, to accept my life as it is, to realize my power to change my life and moreover to be able to change it… I was experiencing that strongly for the first time accepting myself as I am, with all I have and I have not. And this was the major source of my inner peace.

Indeed, you are reflecting what you have inside not only to your life but also to your appearance and this is clearly recognizable. While I was experiencing my inner peace and happiness, people around me started to give me compliments. One of my colleagues kept insisted that there is something different about me one day. Although I was almost the same as any other day, he was staring at me all the time just to find what is different and was saying “Did you make your makeup different today? There is something different, come on!” Well, just leaving him with his puzzle to solve, I was aware of what was going on. Every single word I used to define myself was reflecting me back from another person’s mouth. And I was thanking for everything I have and dreaming for the person I wanted to become every single day.

Well, how can my happiness and inner peace help another person and contribute to life around? Based on my own experience, I can tell that every place I go is affected positively from my happiness, inner peace and high energy. Happiness grows like the circles on the water, goes wider and wider, from me to another person, than another and another… And I was coming up with the evidences in my daily life when I speak to people around me. Therefore, I was reminding them all the time to find ways to keep themselves happy as much as they can. Happiness is a choice and every single moment there is a chance to choose it. Moreover, we can make it bigger and bigger just by linking our happiness chains to each other’s. And in work life, almost everyone is just waiting for another chain to be linked, maybe a point to start somehow. And in that precious moment my personal happiness and energy come into play. Today I am supporting my friend, maybe being his start point, just holding his hand until he walks on his own. Tomorrow, he will do the same for another who needs. And this is an unstoppable chain reaction once started.

People needs to talk, needs to tell, and needs support. I can tell it so, despite my short time of experience at my work place. There are many people who are aware of the situation they are in or look for a reason to motivate them or on a quest with their inner selves. Besides, there are also many people who see every single mistake around but oneself, believe that everything because of another person other than themselves, and feels an unbearable willing to spread their unhappiness. All have right and all find evidences to support their rightness. Because they live as how they believe. And for me, they are all a color of life, a piece of the mosaic. We are all a kind of human in every part of life. What matters is which colors you want to choose for your own mosaic. We again come to the same point, your mosaic will become as you are.

Now just look at your life, how it seems to you? Is it as you want it to be? If so, great! Improve it, diversify it, color it. If not, think about how you want it to be, dream about it. Focus on what you want, look around you whether there is anything or anyone to help you? If you cannot find support around you just ask for it from the eternal supply department of the universe. When you run out of paper on your printer, you demand it from your company’s related department, don’t you? So, demand your needs for life from the universe. And recognize every demand met, be grateful for it. You have the chance to be happy and to multiply your happiness by sharing every single moment. As I said in the beginning, your life is all as you are. Just dream how your life would be when you are happy. Your circles will be wider and wider, and collide with many others in life’s ocean. Ultimately, it will spread all around the world. Start it all with a tiny little happiness and let it grow eternally…

With all my love from where your circles reached…

OZge 

11 Şubat 2013 Pazartesi

Oyun Seni Çağırıyor!


Yaşam gelecekte olan bir şey değil! İşten sonra, şu problemi hallettikten sonra, çocuklar büyüdükten, önümüzdeki hafta yapılacak toplantıyı atlattıktan sonra, daha iyi bir işe geçtikten sonra gelecek olan zamanda değil yaşam. Soluk aldığın her anda, şimdi ve burada yaşıyorsun. İster beğen, ister şikayet et, ister daha iyisini hayal et, ister “böyle gelmiş böyle gider” de fark etmez. Her şeyde olduğu gibi hayatını şimdiki haliyle kabul etmek de senin seçimin, ona direnmek de.

Hayatında mutsuz olduğun, sevmediğin, istemediğin ne varsa önce onlarla savaşmayı bırakmalısın. Onlara “hayır” dedikçe güçlendirdiğini bilseydin yine de der miydin? Tam olarak bir “evet”e geçmesen de, sessiz bir kabullenişe de geçemez misin? Başına gelenleri iyi-kötü, olumlu-olumsuz, mutlu-mutsuz diye ayırt etmeden olduğu gibi kabul etmeyi denesen bir kez de? Denemesi bedava değil mi, bir kere de bunu dene bakalım ne sonuçlar alacaksın hayatında. Beğenmezsen yine bildiğini yaparsın ne olacak ki!

Stres dolu işin, sevmediğin insanlar, sorunlar, başına gelenler, ne yaşıyorsan geldiği şekliyle kabul etsen mesela? Bu demek değil ki her şeye tamam de, sana verilenle yetin. Tam aksine geleni geldiği şekliyle kabul edip gör kendindeki eksikleri. Kenara itme ben bunu istemiyorum diye. O sana ne kadarını doğru istemişsin ne kadarı eksik gelmiş onu gör diye gönderildi. Olmasını istediklerini dile getir ve yeniden iste, sonra da bekle yenilenmiş halinin gelmesini. Ama öyle oturma yerinde, yaşamaya devam et dolu dolu. Her gün gülecek bir şeyler bul, etrafına bak iyice, fark et olan biteni. Yeni bir iş istiyorsan önce mevcut işini kabul et olduğu haliyle. Hatta iş ortamını güzelleştir. İçten bir merhaba de çalışma arkadaşlarına, hatırını sor gerçekten merak ederek. Bu sonsuz evrende sen kendi dünyanda yaşarken yanı başındaki insanlar da kendi dünyalarında yaşayıp gidiyorlar. Merak et neler olup bitiyor o dünyada. Öyle paparazzi gibi değil, onun gözünden bakmaya çalış onun hayatına. Belki senden duyacağı bir güzel söz, bir olumlu bakış açısı değiştirecek yaşamını nerden biliyorsun? Güne güzel başlamayı sağlayacak bir şarkı, bir söz, bir şiir epostala. Çikolata hediye et çok tanımadığın bir iş arkadaşına. İçindeki çocuk mutlu olmayı unuttuysa bazen bir çikolata yeter hatırlatmaya. Ve aslında bizler içimizdeki çocuk ağladığında ağlıyor, mutlu olduğunda mutlu oluyor, güldüğünde gülüyoruz. Öyleyse bir çocuğun saflığıyla bak yaşamına. Her an yeniden başla yaşamaya. İçinde bulunduğun şartlar ne olursa olsun. Biliyorum önceleri zor olacak, pes etmek için türlü sebeplerin olacak hepsi de birbirinden geçerli! Ama işte değişim kendini zorladığın anda gelecek. Hiç yapmadığın şeyleri yaptığında, hiç olmadığın biri gibi olduğunda değişeceksin. Etrafında ne kadar çok şikayet ettiğin şey varsa hepsi sende aslında. Tam da bu yüzden önce kendinden başla değiştirmeye. Sen değiştikçe etrafın değişecek. Sen değiştikçe dünyan değişecek. Küçük adımlarla başla ve bir gün boyunca hep güzellikleri görmek için bak etrafına, tüm şikayetlerini koy bir kenara. Yine kafanda olacaklar belki ama diline taşımayarak başla işe mesela. Eğer bozarsan diyetini, tekrar başla ertesi gün, yine bozarsan tekrar. Ta ki bir tam gün başarana kadar. Ve diğer günlere taşı bu bakış açını.

Yaşam bir şeyler bittikten, değiştikten sonra yaşanacak bir şey değil. Her an yaşıyorsun ister fark et, ister fark etme. Yaşadığın her anı bir oyuna dönüştürüp içindeki çocuğun oynamasını sağlayabilirsin. Bunu en ciddi olman gereken anda bile yapabilirsin istersen. İş hayatı mutsuz çocuklarla dolu değil mi zaten? Sen kendi farkını yarat ve bırak merak etsinler. Ve sen bir kez bunu başardığında sana sırrını soracaklar, nasıl bu kadar rahat olabildiğini, mutlu olabildiğini soracaklar. Hatta hayretle diyecekler ki “senin sevmediğin, kötü olduğun biri var mı?” Sen de “Elbette var,” diyeceksin, “herkesi sevmek de, herkesle iyi olmak da ne mümkün. Ama onları da sevmediğim halleriyle kabul ediyorum, iyi ki varlar ve yaşamı tamamlıyorlar.” Çünkü artık sen olanı olduğu haliyle, değiştirmeye çalışmadan, direnmeden kabul etme özgürlüğüne sahipsin. Bir çocuk kadar yargısız ve bir çocuk kadar oyun peşindesin artık. İşte şimdi gerçekten yaşıyorsun!
Bir kez bunun tadını aldın mı vazgeçemeyeceksin.
Nerden mi biliyorum?
Sadece biliyorum ;)

ÖZge