30 Haziran 2013 Pazar

Dedem Hasan Hüseyin Özkan'a... (07.01.1926-28.06.2013)


Bilinçli olarak yaşadığım ilk kayıp oldu canım dedem. Ailemizin kalan tek büyüğü, bizim en kıymetlimizdi. Onunla geçirdiğim her anın kıymetini bilir, her görüşüm son defaymış gibi sarılır, sakallarını okşar, yanaklarını öperdim. Sonra da alnımı uzatırdım çünkü "dedeler alından öper"di...

O sadece benim değil tüm mahallenin dedesiydi aslında. Cebinden şekeri eksik olmayan her gördüğü çocukla iki çift laf eden dedeydi. Sadece kendi apartmanının değil yandaki, karşıdaki apartmanın çocukları bile karnelerini aldı mı onda alırlardı soluklarını. Küçük büyük ayırt etmez selamsız geçmezdi kimseleri. Geçene de kendisi kızardı, bir kafanı kaldır bak etrafına diye. Yaşadığı son gününde bile çıkabildiği tek dışarı yer olan balkonundan selam verdi geçenlere, seslendi görmeyenlere. Herkesle edecek iki çift lafı vardı. 10 dakikalık mesafedeki camiye gidebildiği eski günlerde dönüşü bir saati bulurdu işte bu yüzden. Yedi cihanla barışık derler ya, öyleydi. Onu aramayanı bile arardı defalarca hiç gocunmadan."Ben 3 kere aradım o beni aramadı" diyen yeğenine "ne olur sanki bi daha ara, bin kere arasan ne olur ki" dermiş. Markette, restoranda, sokakta ya da bizim arkadaşlarımızdan olsun fark etmez, genç bir kız gördüğünde önce ellerini uzattırır parmaklarına bakar, yüzük varsa "Allah tamamına erdirsin" diye, yoksa "Allah ak yazı yazsın" diye dua ederdi. Yemeği, özellikle tatlıyı çok severdi. Yemeğinin yarısını bıraksa da doydum diye, "ne tatlı yiyeceğiz" diye sorardı mutlaka. O minicik midesinde tatlının yeri en baştan ayrılırdı. Bir keresinde Ankara'dan dönmeden önce uğradığımda mantar çorbası yapmıştım da ertesi gün sadece eline sağlık demek için aramış, "o ne kadar nefis bir çorba öyle, içmeye doyamadım" demişti.

Hep iyi yanlar hatırlanır ya, hiç mi kötü yanı yoktu dedemin, elbette vardı. Kimselere güvenmez, illa kendi kontrol ederdi her şeyi. Kandırmak pek mümkün değildi. Merhabası, iki çift laf ettiği herkesi arayıp konuşmak istemeye başlamıştı son zamanlarda. Kardeşimin kayinpederi Uğur Amca'yı da pek sevmişti, kardeşimden telefonunu kaydetmesini istemiş. Birazcık da annemin etkisiyle kardeşim kaydeder gibi yapmış da etmemiş, geri vermiş telefonu. Bir bakmış ki kayıt yok. Kardeşime kızmış, "Siz beni mi kandırıyorsunuz? Sizin elinizde telefon, herkesi arayıp konuşuyorsunuz, benim neyim eksik, ben de konuşucam" demiş. Bir de üstüne bizimkiler gibi akıllı telefon istemiş. Ömrü biraz daha yetseydi Viber'dan görüntülü de konuşurduk herhalde. Bir de her hastaneye yatışında hemşireleri birazcık bezdiriyordu. Aslında onlara bile güvenmiyordu doğru ilacı veriyorlar mı diye. Yine de her şeyi sormak için devamlı çağırırdı hemşireleri. Ispanak ve yoğurt ayrı gelince yemekte, birlikte nasıl yiyeceğini sormuştu. Yoğurdu mu ıspanağa dökmeli, ıspanağı mı yoğurda katmalı sorusu bizim için komik, hemşireler içinse bayağı bezdirici bir anı olarak yerini aldı hafızalarda. Bir keresinde de kardeşimle gece dışarı eğlenmeye çıkarken bize alkol almama sözü verdirdiği için ikimiz de vişne sodaya talim olmuştuk bütün gece. Tabi ondan sonra görünmeden kaçmayı başardık hep.

Yazmayı sevmem ondan geliyor diye düşünmüşümdür hep zira dedeciğim de notlar alıp anıları ölümsüzleştirmeyi pek severdi. Ortaokuldaydım, Aşık Veysel'in Dostlar Beni Hatırlasın kitabını almıştım evdeki kitaplıktan. Arka kapağını açtığımda son sayfada benim doğum bilgilerimi içeren bir yazı... Dedemin el yazısı altında doğumundan 16 gün sonrasının tarihi. Onun ben 16 günlükken yazdığı yazıyı, 13 yaşıma geldiğimde ancak bulabilmiştim. Ne annemlerin ne kimselerin haberi vardı bu yazıdan o güne kadar.


Çok sevdiği bir yeğeni vardı Karaman'dan. Hafız olmuştu, hatta Kur'an okumada birinciliği vardı. Dedem onu pek severdi, gururla söz ederdi hep. Ne tesadüf ki cenazenin kalkacağı gün Ankara'da işi varmış, duyunca koşmuş gelmiş mezarlığa. Mezarının başında güzel sesiyle duasını okudu, arada sesi titredi. Vedalaşırken anlattı sesinin titremesinin nedenini. Dedemi ziyarete geldiği son sefer dedem ona bir kaset vermiş, "dinle bakalım tanıyabilecek misin" demiş. Bakmış küçük bir çocuk Kur'an okuyor. Meğer dedem o 6 yaşındayken sesini kasede kaydetmiş de saklamış yıllarca. O zamandan dermiş "bu çocuğun sesi pek güzel, çok güzel Kur'an okuyor diye." Son ziyaretinde de  ona vermiş kasedi hatıra olsun diye. "Nasıl duygulanmayayım ben, eniştemin yeri bende bambaşkadır" diyerek anlattı hikayeyi bize. Kim bilir kimlerde daha ne anıları vardır bilmediğimiz...

Birlikte paylaştığımız anılarımızdan başka defalarca defalarca bıkmadan dinlediğim onun yaşamından anıları var bir de. Karaman'ın Kılbasan köyünde dünyaya gözlerini açarak başladığı yaşamı, acı tatlı bir çok anıya sahne olmuş. Ilkokuldan sonra tahsil hayatına çobanlık arası verince ortaokula dönüşü biraz geç olmuş. 18 yaşında kazık kadar bir delikanlı olarak başladığı orta 1.sınıfta, hocaları onu okumaya niyeti olmayan hayta öğrenci sanınca çok içerleyerek o meşhur sözünü geçirmiş aklından: "Bir baba evladından, bir hoca talebesinden özür dilemez ama ben öyle başarılı olacağım ki özür dilemiş kadar olacaksın hocam." Nitekim öyle de olmuş, hocasının özel takdirini alarak 21 yaşında mezun olmuş ortaokuldan. Daha okumak lazım deyip Ticaret Lisesi'ne devam etmiş, 24 yaşında da liseyi bitirmiş. Çok zorluklar çektiği için bir yandan okur bir yandan da fabrikada çalışırmış. Yaza denk gelen bir ramazan ayında hem çalışır hem oruç tutarken fabrikadan yorgun argın yurt odasına gelmiş de iftara daha var deyip biraz uzanmış. Uyandığında ne iftar kalmış ne de sahur. Aynı oruçla devam etmiş ertesi güne. Çoğu zaman da zeytin ekmekle açarmış orucunu. O zor günlerin ardından Iş Bankası'na girmiş. Çeşitli yerlerde görev yaptıktan sonra Ankara'ya dönüp 2.Müdür olarak emekli olmuş. Son 40 yılını Ankara'da geçirmiş olsa da, Karamanını da Karamanlı olmayı da çok severdi. Ola ki göçmen biriyle karşılaştı mı hemen sorardı aslen nerelisiniz diye. İllaki bulurdu Karaman'la bağlantısını, "büyüklerine sor bak mutlaka Karamanlısınızdır" derdi. Kılbasan'dan Ankara'ya, çobanlıktan bankacılığa uzanan başarı, azim ve şükür örneği oldu  dedeciğimin 87 yıllık uzun yaşamı benim için.

18 yaşındaki gencecik kızını kaybetmiş, oğlu yurt dışına gidince bir de hasretlik eklenmiş yaşamına. Ardından hayat arkadaşı, anneannem ona veda etmiş. Yine de güçlü durmuş ayakta. Hem de tüm sevgisini bizlere vererek. Diğer iki torunu uzakta da olsa hiç ayırmadı bizlerden, aynı büyük sevgiyle sevdi onları da. Özgem, Saygınım, Nedimem, Memedim, Muratım, Selinim olduk biz onun için hep. Onunduk, ona ait, ondan bir parçaydık hep. Biz mutlu olursak, yer içersek o daha da mutlu olurdu. Maddi manevi her zaman yanımızda oldu ve bunu her an hissettirdi bizlere. Tek biz değil bir sürü torunu vardı onun. Son yirmi yılına eşlik eden eşinin torunları da, yardım ettiği nice öğrenci de onundu. Herkese yetecek sevgisi vardı.

"Saygınımın da mürüvetini göreyim" diye ederdi duasını. Nitekim öyle de oldu. Gelinini de gördü, "Şeydam" olarak katıldı o da onun yüreğine. Defalarca prova ettiği kıyafetini giyindi, dermansız ama istekli adımlarla geldi torununun düğününe. Dedim ya tatlıyı çok severdi diye, pastasını yiyene kadar da kaldı. Görmediği nice insanı gördü, her biriyle sohbet etti.



Ince adamdı yaşamının son gününe kadar. Her birimizin doğum gününü sene başından o çok sevdiği takvim yapraklarına not ederdi. Arayıp hem doğum günümüzü kutlar hem de hayırlı bir yaş için duamızı ederdi. Bu yıl birkaç gün farkla alamadım duamı ama biliyorum ki o her an bizi düşünür, bizim için en iyisini dilerdi Allah'tan.

Kaybettiği tüm yakınlarının da vefat tarihleri vardı takvim yapraklarında. O günleri de hatırlar, dualarını eksik etmezdi. Öldüğü gün biricik yavrusunun ölüm yıl dönümüydü. Vasiyetiydi çok önceden; doyamadan kaybettiği kızının, Hatice'sinin mezarına gömülmek istiyordu. Kızının 42.ölüm yıl dönümünde duası yerine kendi gitti hediye olarak. Şimdi aynı mezarda birlikte huzur içinde yatıyorlar.

Karamanlı Hasan Hüseyin Özkan, iyi ki gelmişsin bu dünyaya, iyi ki benim dedem olmuşsun, iyi ki ben senin torunun olmuşum. Bana verdiğin tüm sevgi için, nice eşsiz anımız için, kimsenin söyleyemeyeceği kadar güzel "Özgem" deyişinin her defası için, her şey ama her şey için teşekkür ederim Dedem. Öte tarafta görüşürüz... Seni çok seviyorum, çok...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder