7 Kasım 2013 Perşembe

Yansıma

(English is below)

Dışarı çıkmak için hazırlanıyorsun. Giydin kıyafetlerini, saçını düzelttin, sonra geçtin aynanın karşısına. Aynadaki yansımana bakıyorsun şöyle bir, kıyafeti gözüne uyumsuz geliyor. Belki rengi, belki modeli, belki tarzı. Bir şeyler gözüne batıyor. İyice bakıyorsun, inceliyorsun ve diyelim ki renklerin uyumsuz olduğuna karar veriyorsun. Sonra da tutup aynadakine diyorsun ki "Şu giydiğine bak, ne kel alaka renkler öyle, bence değiştir hiç olmamış! Ben seninle bu şekilde dışarı çıkamam. Ya değişirsin, ya da benimle gelemezsin." O da durumu onaylıyor ve sen ayna karşısında beklerken gidip değişiyor, tam istediğin gibi uyumlu renkler giyip geliyor. Sen de diyorsun ki "Hah şimdi oldu, artık seninle dışarı çıkabiliriz." Ama bu sefer aynadaki yansıma konuşmaya başlıyor: "Kusura bakma ama bu sefer de ben seninle çıkamam, şu halimize bak! Biz artık hiç uyumlu değiliz seninle. Ben değiştim ama sen aynı kaldın. Artık bir arada olamayız, sen burda sıradaki yansımanı da eleştirip değiştirmeye çalışaDUR!" Ve öylece yok olur aynadan. Sen orda şaşkın şaşkın bakarken, belki bi' ton laf ederken birden başka bir yansıma belirir aynada. Bir bakarsın ki aynı uyumsuz renkler üzerinde. Hatta bu sefer saçı da bozuk! Hadi sırada o var, onu da düzelt, hatta at elini aynanın içine ellerinle düzelt gördüğün bozuklukları. Ta ki...

Bu sana ne kadar anlamlı, ne kadar anlamsız, ne kadar tanıdık veya saçma geldi, var gerisini de sen düşün. Ve aynadaki değil yaşamdaki yansımalarına bak bakalım neler göreceksin. Neleri değiştirmek isteyeceksin onlarda. Her değiştirmek istediğin şeyde yukardaki aynaya baktığını düşün. Gerçekte aynadaki yansıman değişmez de, seni bırakıp gitmez de. Ama hayattaki yansımaların değişebilir. Değişebilir de sen değişmediğin sürece sıradaki yansıman da seni göstermeyecek mi sanıyorsun? Hayattaki yansımaların değişip duracaklar. Ta ki...

Ta ki sen onlarla uğraşmayı bırakıp kendi üstünü başını, saçını ve beğenmediğin ne varsa aynada gördüğün hepsini kendinde düzeltene kadar. Aynada istediğin Sen'i görene kadar değiştir kendini. Ne zaman ki memnun kalırsın yansımandan, ne zamanki rahatsız etmez seni ufak tefek uyumsuzluklar, ve hatta onlara gülmeyi, onları kabul etmeyi başarırsın işte o zaman aynalarla barışırsın. 

Aynanın derinlerinden selamlar...
ÖZge


*****

Reflection

You are getting prepared for going out. You have worn your clothes, made your hair and then got in front of the mirror. You are having a look at your reflection in the mirror; clothes of your reflection seem mismatched to you. Maybe their color, maybe type, or maybe style. Something is annoying you. You are having a look at it, checking over it and you are deciding that, let’s say, the colors are not matching. Then you are saying to your reflection in the mirror: “Look at what you are wearing, what an irrelevant color is that. I think you had better change it! I cannot go out with you with these clothes on you. You either change your clothes or cannot come with me.” Your reflection confirms the situation and goes and changes while you are waiting in front of the mirror. It comes back with nice matching colors as you requested. You say that: “ Well, everything is fine, we can go out together now.” However, this time your reflection starts speaking: "Please do not offense but I cannot go out with you this time, look at us! We are not harmonized any more. I did changed but you remained the same. We cannot be together any more. You STAY here, keep criticizing and trying to change your next reflection also." And it disappears from the mirror. While you were staring at the mirror as confused, maybe grumbling, another reflection appears in the mirror. When you have a look at it, you see that the same irrelevant clothes are on. Moreover, its hair looks bad, also! Go on, it is the next, change it, correct it. Even, put your hands in the mirror and correct each wrong thing with your hands. Until…

This is how much rational, how much irrational, how much familiar or nonsense to you, let yourself think about it. And look at your reflections in life, not in the mirror, look what you are going to see, what you are going to want to change in them. For every point you would like to change in them, just think that you are looking in the above mirror. In reality, your reflection neither changes nor leaves you. But your reflections in life may change. They may change but do you think that your next reflection wouldn't show you yourself again, unless you change? Your reflections in life will change over and over. Until...

Until you stop struggling with them and start changing your own clothes, own hair and everything you see and do not like in the mirror. And keep changing yourself until you see the one you want to see in the mirror. Once you like your reflection, once tiny mismatches does not bother you at all, and once you succeed in even laughing and accepting them, then you can make peace with the mirrors.

Greetings from the depths of the mirror…
OZge

6 Kasım 2013 Çarşamba

Sorusuz Cevaplar

(English is below)



Jim Carrey’nin bir sözü var, pek çok kez karşıma çıkmıştır ve her seferinde de çok hoşuma gitmiştir:
“Umarım bir gün herkes zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu her şeye kavuşur; böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar.” Her okuyuşumdan farklı olarak bu sefer başka bir yere dokundu bende. Para, ev, araba, seyahat gibi maddi isteklere ulaşmanın ötesinde, daha farklı yer buldu bu söz içimde.

İnsan devamlı isteyen bir varlık. İstediğine kavuşunca bile isteyen bir varlık. O yüzden işte o çok istediği arabayı alıp da bir süre gezdikten sonra eksiklerini görmeye başlaması, gözü başka arabalara kaymaya başlaması, hatta başka bir arabanın hayalini kurmaya başlaması. Bu cümlede araba yerine ev koy, para koy, iş koy, seyahat, kıyafet, mal mülk, hatta sevgili koy. Hepsi de uyar, hepsinin de geçerli olduğu kişiler ve durumlar vardır. Jim Carrey’nin de dediği gibi aranılan cevabın bu olmadığını insan er ya da geç anlar da herkes kendine göre bir cevap bulur aslında. Bazen de bulamaz, farklı isteklerde arar cevabı. Araba oldu, şimdi bi’ de ev olsun, bi’ evlensem, aslında bi’ de çocuğum olsa, şu işi bi’ değiştirsem, şu tatile bi’ gidip geleyim… böyle sürer gider bu liste. Cevabı bulabilmek için önce soruyu sormak gerektiğinden, eğer bir sorun yoksa bulduğun cevabı da anlayamazsın. Bütün hayatını ordan oraya savrularak geçirirsin. En kötüsü de içten savrulmaktır, farkında bile olmadan. Ne zaman ki soruyu sorarsın o zaman gelmeye başlar cevaplar, ya da sen görmeye başlarsın. Herkesin kişiseldir soru cümlesi ama konu ortaktır.

Benim sorum “Bu yaşamdaki rolüm ne?” oldu. Oynadığım karakteri tanımadan nasıl role tam anlamıyla girebilirdim ki? ÖZge ne ister, ne bekler bu yaşamdan? Nasıl bir karakter, nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz? Hayalleri neler? Ve en önemlisi o hayaller gerçekten ona mı ait? Soruları sordum sormasına ama neden sonra… Önce yaşadım, bazen ordan oraya, bazen de bodoslama. Yine bir savrulma evresini tamamladığım sırada Jim Carrey’nin bu sözü çıktı bir kez daha karşıma. Hayalini kurduğum, çok istediğim bir şeye kavuşup da sonrasında asıl istediğimin bu olmadığını anladığım sırada çıkmıştı karşıma. Bir yazıyı, bir sözü, bir kitabı okumak başka, anlamak başka ama algılamak hepsinin ötesinde bambaşka şey. Ancak bir yaşanmışlıkla birleşince algılıyor insan ve anlamlandırıyor içinde. Asıl istediğim şeye kavuşmuştum, önce gayet de iyi gitmişti. Mutluydum, öyle olduğumu sanmıyorum, gerçekten de mutluydum. Şimdi dönüp bakınca bile bunu hissedebiliyorum. Peki sonra ne oldu? Sınava girip boş kağıda cevap yazmaktı yaptığım. Mutlu mutlu yazıyordum bildiğim, bulduğum cevabı. Ufacık bir problem vardı, kağıtta soru yazmıyordu. Çünkü bu sınavda önce kendi sorunu yazmak, sonra cevabı vermek gerekiyordu. Cevabı yazıp yazıp sayfanın sonuna gelmiştim. İşte “peki sonra ne oldu?” kısmı orda başladı, sonra soruyu buldum. Ama baktım ki cevapla uyumsuz. E bu durumda ben bu sınavdan kalırım diyerek, yeni bir kağıda geçtim. Bu sefer soruyu en başa yazdım, başladım cevaplamaya. Yalnız bu kağıt bir önce yazdıklarımın izlerini taşıyordu. İyi ki de taşıyordu, bir anlamda bana yol gösteriyordu bu izler, gitmeyeceğim yolu gösteriyordu. Ben de şimdi Jim Carrey’nin dileğini paylaşıyorum. Umarım sen de o çok istediğin şeylere kavuşursun. Belki senin sorularının doğru cevaplarıdır isteklerin, ben bilemem elbette bunu. Ama değilse umarım sen de anlarsın gerçekten istediğini, gerçekten ihtiyacın olanı.

Benim hayalim sandığım şeye kavuşmam asıl isteğimin o olmadığını anlamamı sağlamıştı. Dahası ne istediğimi keşfetmem için bana bir yol açmıştı. Şimdi o yolda yürümeyi tercih ediyorum. Ve her şeyi tek bir hayalin, tek bir isteğin altında topluyorum. Oynadığı karakteri bilen, tanıyan ve rolünün hakkını vererek oynayan ÖZge. Gerisi hikaye zaten ;)

Hikayenin başrol oyuncusuna sevgilerimle…
ÖZge

*****


Answers Without Questions

“I wish everyone could get rich and famous and everything they ever dreamed of; so they can see that's not the answer.” This quote belongs to Jim Carrey and I come across to this quote many times, with feeling pleased each time. Different from others, when I read this sentence this time, it touched somewhere else inside me. It has meant much further than materialistic demands such as having money, house, car, travel, etc.

Human being is a continuously willing creature. It is such a creature that keeps willing even though it has reached what it willed. This is the main reason why a person starts to see deficiencies of his new car, which he/she longed for, just after buying, starts to look at other cars; moreover starts to dream of another car. You can change the word car with a house, money, job, travel, clothes, property and even a lover in this sentence. Each suits; each is valid for someone and has a valid situation. As Jim Carrey said, one eventually understands that it is not the answer searched for, but finds an individual answer. Sometimes, cannot find, keeps searching in different demands. The car is okay, now the house, and I need to marry, need a child actually, right after change my job, when I return that holiday, etc… The list goes on such. Since you need a question to find an answer, you cannot understand the answer you find unless you have a question. You spent all of your life by swaying from side to side. The worst is to live this sway inside, without even recognize. Once you ask the question, there comes the answers or you start to see the answers. Each question is individual but has a common topic.

My question was “what is my role in this life?” How could I act my role successfully without knowing her character? What does Ozge want, what she expects from this life? How is her character, what does she like, what not like? What are her dreams? And the most important is, do these dreams really belong to her? I have asked the questions but long afterwards… First I lived, sometimes swayed from side to side, and sometimes went off half-cocked. When I have just completed another sway period, I have come across to Jim Carrey’s quote once again. It was the time when I have just understood that it is not what I want that I dreamed of, longed for, after I reached it. To read writing, a quote, a book is something, to understand this is something but to perceive is another thing beyond all these. One understands and gives a meaning inside only together with a true-life experience. I have achieved what I wanted and it went well in the beginning. I was happy, I did not assume as it is, I was really happy. I can feel it even now when I look back those memories. What happened then? It was writing answer on an empty paper in an exam. I was very happily writing my answers that I know, that I found. There was a tiny problem that there was no question in the paper. Because in this exam you have to write your own questions first and then your answers. I have written all of my answers and got to the end of paper. “What happened than?” part starts right after; than I found the question. However, it was totally irrelevant with the answer. In these circumstances, I would fail this exam, so took a new paper. This time I have written the question right on the top of the paper and I started to answer. This paper, however, was carrying the traces of the previous one. Fortunately it carries these traces; they were showing me the way, the way that I will not follow. Now I am sharing the same wish with Jim Carrey. I wish you reached all of your demands. Maybe yours are the right answers to your questions; sure I cannot know this. But if not, I wish you understood what you really want, what you really need.

Reaching the thing that I thought that it was my dream, made me understand it is not what I really want. Furthermore, it showed me the way to understand what I really want. Now, I prefer to walk in this way. And I am gathering everything under a single dream, a single will: Ozge, who knows well the character that she plays and who plays the best she can. The rest is the story ;)

With all my love to the leading player of the story…

Ozge