9 Kasım 2014 Pazar

Her Şey Tam Zamanında...

Geç okuduğum için üzüldüğüm bir kitaptı Simyacı. Bugüne kadar okumuş olmam lazımdı, tıpkı yaşıtlarım gibi. Kitabı nihayet sipariş edip de elime aldığımda aklımdan geçen düşüncelerdi bunlar. Henüz başlarındayken, bir arkadaşımla şu an ne okuyoruz diye konuşuyorduk. Simyacı dediğimde o da benim düşüncemi yansıtmıştı aslında, "ben onu okuyalı çok oldu, Ingilizcesini okudum hatta" dedi. Sonra da "sonunu söyleyeyim mi" diye takıldı bana. "Söyleme tabi ki, ama sonu ne olursa olsun hikayenin kendisi öyle güzel ki, en kötü son bile olsa kitabın güzelliğini değiştiremez benim için. Yolculuğun kendisidir aslolan." demiştim cevap olarak. "E sen okumuşsun zaten, gerek yok kitabı bitirmene" deyip gülmüştü arkadaşım.

Bu konuşmadan birkaç gün sonra bitti kitap. Her şeyin en mükemmel zamanda olduğuna inancım tamdı da, iş bunu kanıtlamaya gelince o kadar kolay olmuyordu demekki. Halbuki öyle güzel bir zamanda okumuştum ki bu kitabı, sindire sindire, nerdeyse tüm cümlelerin altını çize çize, her bir cümlesi içime işleyerek... Başka hiçbir zaman şimdiki kadar mükemmel olamazdı, ki zaten kitap da bunu anlatmıyor muydu bir açıdan?

Kapağını kapattığımdan beri düşünüyorum ben "kişisel menkibemi" yaşıyor muyum acaba diye. Bazen kendimi başladığım noktada hissediyorum, sanki bir adım yol gidememiş gibi. Yine böyle hissettiğim zamanların biri olan şimdide şu cümle geçti aklımdan: Başladığı yere bin kere de dönse insan, aynı insan olması mümkün değil. Her döngünün sonunda yolda yaşadıkları, biriktirdikleriyle dönüyor. O zaman da başladığı yer aslında başladığı yer olmuyor, her ne kadar öyle görünse de. Ama içimizde bir ses bizi eleştirmeyi ne çok sever. Bize düşmanmış gibi görünür ama "her şeyin göründüğü gibi olmadığı" bu dünyada o ses de bizi korumak isteyen evhamlı bir anneden başka bir şey değildir aslında. Onunla barış sağlamanın tek yolu da konuşmaktır, aynı kitaptaki Santiago'nun yüreğiyle konuştuğu gibi. Adım adım bütün tepkilerini, korkularını dindirip yüreğiyle bir olması gibi. Başladığın yerdesin diyen ses de aslında orda olmadığını kendin anlaman için konuşur. "Aslında değilim, bak birlikte neler göğüsledik, ne badireler atlattık hala sağ ve ayaktayız" diye yanıtlandığı zaman onun da ne kadar sakinleştiğini görmemiz için.

Her nerede içinde bir ses sana yapamayacağını, başarısız olduğunu ya da yerinde saydığını söylüyor, sana korku veriyorsa bil ki değişim noktasındasın. Hem gittiğin yolda, hem de içinde bir değişimin eşiğindesin. Her şeyin en mükemmel zamanlamada olduğunu, içindeki sesin seninle bir olduğunu hep hatırla. Hayat yolunda yüreğin ve sen bir olarak yürüyorsunuz. Sen onu iyisiyle kötüsüyle dinlemeyi, onunla konuşmayı öğrendiğinde birlikte büyüyeceksiniz. Ve işte o zaman Santiago gibi evrenin dilini çözmüş olacaksın. Ve ancak o zaman başladığın yerde bambaşka biri olarak varolacaksın...

Firavuninciri ağacının gölgesinde buluşmak dileğiyle...
ÖZge

posted from Bloggeroid