13 Temmuz 2016 Çarşamba

Sana Bir Tavsiyem Var!



Yaklaş, yaklaş... Çok önemli bir tavsiye vereceğim şimdi! Hani şu etrafa verdiğin tavsiyeler var ya, neyin nasıl yapılması gerektiğini öğretme hallerin, hani o eleştirdiğin arkadaşın, sana akıl danışan dostun var ya hani... İşte onlara söylediklerini şimdi geç aynanın karşısına orada gördüğün kişiye söyle. Çok ciddiyim! Aynı arkadaşına söylediğin gibi, ona verdiğin o güzel akılları bir de kendine ver bakalım neler oluyor...

Bir süredir bu konu üzerinde düşünüyorum. Dışarıdan baktığımız olaylarda sahnenin tümünü görmek, yanlışı-doğruyu ayırt etmek daha kolaydır her zaman. Ama aynı şeyi kendi yaşamımızda, özellikle de kendimize yapamıyoruz maalesef. Birini "ama sen de çok ..... yapıyorsun, çok .....sın, çok da kafana takmayacaksın şekerim" diye eleştirir, birbirinden güzel akılları verirken biz neresinde duruyoruz bu durumun? Yaşamımızda şahit olduğumuz ve bizde bir duygu üreten her olaydan sorumluyken mümkün mü o eleştirilen özellikten muaf olmak? O söylediklerimizin ne kadarı objektif ve gerçeği yansıtıyor, ne kadarı bize ait eksikliklerden oluşuyor?

İnsanoğlu kompleksli bir varlık demişti bir arkadaşım. Ne kadar da doğru! Göremediğimiz, farkına varamadığımız her kompleks bize etrafa fırlattığımız eleştiriler, yargılamalar, çok bilmiş tavsiyeler olarak geri dönüyor. Taşın altına elini koyamayan insanların sistemi eleştirmesi, o öyle yapılmaz böyle yapılır demesi gibi. Veya bir isteği olup da o yola baş koymaya, o yolun gerektirdiklerini yapmaya cesareti olmayan insanların "bu sistem çok saçma, hem ben bu sisteme uygun değilim zaten" diyerek kendine bahaneler üretmesi gibi. Kendi yeterliklerinin ve yetersizliklerinin farkında olmayan insanlar etraflarındaki insanları suçlar "ama sen de beni .... hissettiriyorsun" diye, sanki hissetme eylemini zorla bir başkası yaptırıyormuşçasına. Taa ilkokul çağına dayanan bir mihenk taşımızdır bu hatta, "ama öğretmenim konuşturuyor!" Kendimizi olduğumuz halimizle görmek istemeyiz de hep bir başkası, sistem, patron, sevgili, arkadaşlar, aile suçludur. Çünkü onlar bize kendimizi yetersiz, yeteneksiz, pek akıllı değilmiş gibi, değersiz, ve daha onlarcasını "hissettirirler".  O yüzden de en önce onları yargılar, en önce onları eleştiririz. Kendimizde görmek istemediğimiz ne varsa onlarda görüp bizi rahatsız eden bir duygu üretiriz de hiç o duygunun kaynağına inmek istemeyiz.

Bir de yapmayı isteyip de yapamadıklarımız var. O isteğimize sahip olanı görünce o kişinin ya tuzu kurudur, çok zengindir, torpillidir, onun arkasında birileri vardır kesin. Hangi yoldan yürüdüğünü, neleri göze aldığını, hangi kararları verdiğini, nelerden vazgeçtiğini, ne zorluklar atlattığını bilmeyiz de işte Allah yürü ya kulum demiştir ona. Bu da kendi potansiyelimize vurduğumuz başka bir ket, kendimize söylediğimiz başka bir yalandır aslında. Çünkü bizim hiç öyle imkanlarımız olmamıştır, arkamızda kimse yoktur, sistem saçmadır, acıların çocuğuyuzdur. Kurban bilincimiz o kadar baskındır ki hayatımızda, hep kullanılmışızdır, bütün sosyopatlar, manipülasyon uzmanları, duygusal vampirler bizi bulmuştur. Enerjimizi çalarlar, yolumuza taş koyarlar, bizde psikolojik rahatsızlık yaratmaya kadar vardırırlar işi hatta. Kendi gücümüzün farkına varıp kabuğumuzu kırmak için ne güzel hediyedirler o insanlar ama Küçük Emrah bizim için adeta bir yaşam biçimi olmuştur. Bir yandan kaşlar ikiz kenar üçgen biçimini almışken diğer taraftan içten içe bir öfke birikmektedir derinlerde. Kendimizle yüzleşemediğimiz, eğrimizi doğrumuzu göremediğimiz her seferinde daha da öfkeyle dolar sonra ilk fırsatta boşaltırız bunu bir bahanenin üzerine. Baktığımız her şeyde bir bozukluk, bir eksiklik görür, her terslik bizim başımıza geliyormuş gibi hissederiz. Dünyanın kalanı mutlu mesut yaşarken biz hep olumsuzluk denizinde bir başımıza debeleniyormuş gibiyizdir. Ve belki de en kötüsü pislik içinde kalmış gözlük camlarımızdan tek bir güzel şey görememeye başlarız dünyada.

Yani sözün özü, ne diyorsak bir başkasına aslında kendimize diyoruz. En sevdiğim kitapta geçen her daim aklımda olan bir cümle var: "Zeka ancak başka bir zeka tarafından fark edilir." Yani bizde ne kadar varsa o kadarını fark ederiz bir başkasında. Bu bazen zeka, bazen problem, bazen sevgi, bazen de tahammül edemediğimiz bir özellik olur. Fark etmesi de, fark edince kabul etmesi de zordur. Fakat bir kez sırrı çözdün mü kendine giden yolda güzel bir mesafe kat etmiş olursun.

Eee yol uzun, fark edilecek durak çok. İyisi mi ben sana verdiğim şu tavsiyelere bir kulak kabartayım bakayım neler diyorum kendime...

ÖZge

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder